Neredesin? :: osmancan.com.tr \ Ana Sayfa
 Makaleleri
 Eserleri
 Duyurular
 Bağlantılar

  Karalama defteri

  • , 08.01.2011 12:39:59
     
    *****
    "BENİ İNKÂR EDECEKSİNİZ. HATTA BÜHTANLA YADEDECEKSİNİZ. HİNT'E, YEMEN'E VE MISIR'A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR."
    MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL
     
  • DENİZKIZI, 13.01.2010
     
                          DENİZKIZI
     
                       Ordasın biliyorum;
                Çakılların sesi,
                Yosunların rengi,
                Suyun serinliği oluyorsun.
                Uzanıp yatıversem denize
                Saçlarıma dokunuyorsun…
     
                Bir de gece olmaya görsün;
                Her yer sen,
                Sen her yer oluveriyorsun.
                Hele ay da varsa;
                Gökyüzü aynada;
                Doluveriyorsun…
     
                Sen yok musun sen;
                Olmadık zamanlarda
                Bir körebe,
                Bir elim sende oynuyorsun…
                Bir ay ışığı,
                Bir dalga,
                Bir gölge ardı;
                Büklüm büklüm derinlikler,
                Kıvrım kıvrım dalgalar,
                Hareler, hareler, hareler…
                Ne yapıyorsun…
     
                Anladım anlamasına,
                Ne küskün,
                Ne kırgınım;
                Hep yoksun,
                Hep yoksun;
                Evet anladım;
                Ellerin, gözlerin,
                Her şeyin “sobe!”
                Saklambaç oynuyorsun.
     
                Biliyorum;
                Varsın,
                Yaşıyorsun…
     
                23.12.09

     


     
  • CEMİLE, 10.01.2010
     
                        CEMİLE
     
                        Teke yöresi Anadolu’nun neredeyse güneyini içlerine kadar kaplayacak büyüklükte bir coğrafi alandır
                Sınırlarını bir çizgi ile belirlemek giderek olanaksız hale gelmektedir; çünkü bu alan kültürel farklılıklar ve benzeşmelerle oluşmuş bir sanal bölgedir.
                Gerçekte vardır; dağlarıyla, ovalarıyla, ırmakları, bitki örtüsü, insanlarıyla vardır;
                Bölgeye kader olan, adını veren, canlı-cansız varlıkların yaşamlarının etken olduğu kültürel yapısıdır.
                Bu yapıya nesnel unsurların etkisi de doğrudan ya da dolaylı olarak mutlaka kaçınılmazdır.
                Yaşayan insanların göçer topluluklar olması, Ceyhan Irmağından Büyük Menderes Nehirine kadar yaygınlaştırmıştır kültürün ortak noktalarını…
                Adını koymak gerekirse, Çukurova içlerinden başlar Aydın ovasına dayanır; Akdeniz’den başlar, Kütahya, Afyon’u da içine alıp, Anadolu’nun içlerine yayılır…
                Bölgenin bilinen kültürel yapısına, Orta Asyalardan gelen Türk boylarının yaşam biçimi damgasını vurur. Zamanla daha da gelişir, durulur.
                Belirgin olmasa da önceki dönemlerin yansımalarının belirtileri de vardır; Kaya mezarlarıyla, Açık hava tiyatrolarıyla, Kilise ve havralarıyla göç öncesinin izleri hala ayaktadır.
                Oluşumlardan kalan en anıtsal olanlar, Akdeniz boyunca uzanan Toroslarla, dört mevsimi bir günde yaşatan, güneş, toprak ve yağışlardır;
                Bu yörenin her ağıtında, türküsünde, dokumasının her ilmiğinde, kiliminde, keçesinde, oyunlarının her figüründe bunların izi vardır…
                Oyunlarında keçilerin zorlu koşullardaki “sıçrama”, çoğalma, koyunların uysal direnci, insanların sıcakkanlı, sevecen tavırları çağrışır, anımsanır…  
                *          *          *
                Cemile, sözleri, nağmesi ve oyun biçimiyle en yaygın ve güncel olandır.
                Günümüz yaşam biçiminin gereği, türkülerin ve oyunların da Pazar- tüketim yönteminde şekillenmesi kaçınılmazdır.
                Anlaşılan “CEMİLE” de bundan yeterince nasibini almıştır.
                Adına türkü yakılan Cemile bir Yörük kızıdır; Boylu-poslu, etine dolgun, yaşının diriliğinde…
                Yörük Boyunun geçimi hayvancılık, koyun, keçi ve deve ağırlıklıdır.
                Ulaşım gereksinimleri için at da, katır da kullanılmaktadır.
                Yörük boyu varsıldır. Hayvanı bol, işleri bol, malları boldur.
                Bu bolluk içinde Cemile, kıymetlidir, gözdedir, sözdedir…
                Türkünün dediği gibi, aygındır, baygındır; çalışmayı fazla sevmez. Sevecen olmasına karşın şımarıkça yanları da vardır.
                Hoyratçadır…
                Hafif de değildir, kolay da değildir.
                Kesin bir yargı ile söylemek gerekirse, Cemile kendi güzelliğinin farkındadır.
                Zamanının alımlı, güzel gelinlik kızıdır ama gönlünün aslanını, koruduğu, beklediği, yaşattığı, duyduğu sadakattedir…
                Eğer öyle olmasaydı, Cemile’nin belindeki cıngıldaktan, parmağındaki zillerden, topuk güzelliklerinden de söz ederdi türkü; kalçasından, kıvırmasından…
                Cemile’nin dağda gezmesi eşkıya veya sarhoş mezesi, eğlencesi olmasından değil, ailesine çobanlıkta yardım etmesindendir.
                Keçi-koyun güdümlerinde, süt sağımlarında, döl alımlarında (kuzu-oğlak doğumlarında)…
                Doğal yaşam alanı dağlardır…
                Göçerliğini sürdüren Yörükler barınak olarak çadırlarda yaşamlarını sürdürürler; genellikle de kara- kıl çadırlarda.
                Göçerlikten yerleşik düzene geçen ailelerin barınakları taştan, topraktan, ağaçtan evlerdir; bu evlerin alt katlarında bulunan odalarda hayvanlarını bağlarken, üst katlarında kendileri yaşarlar.
                 Bu evlere “hanay evler” denir. Tek gözlü tek odalı olanına tek hanay, çift odalı olanına çift hanay denir.
                Hanay evlerin odalarının önlerindeki açık kullanma alanına “hayat” denir.
                Hayatlar, uzun yaz günlerinin en rahat kullanma alanları, evlerin en serin havadar mekânlarıdır.
                Cemile kızın, “hayat”ta gezmesinin sebebi de ailesine ait yerleşik yaşama dönük evlerinin olmasının belirtileridir.
                Basma fistan, parlak (potin) pabuç giymiş olması da bir düğünün ya da bayramın olduğunun veya Cemile Kızın ev hayatının düğün-bayram şıklığında yaşandığının işareti.
                Gezdiği dağların “meşeli” oluşu, Yörük boyunun teke yöresinde yaşaması, teke yöresinin Toroslar üzerinde olmasındandır. Torosların denize yakın yüzlerinin bitki örtüsü meşe, mersin, hayıt gibi dikensiz ve çalı karakterli bitkilerle kaplı olmasından…
                Neşeli olması da varsıl bir ailenin, genç, güzel ve sevilen kızının, “hayat dolu” olmasından…
                “Gaydırı-guppak” sözcükleriyle anlatılan tanım, kolay elde edilmenin, cinsel obje olmanın, hatta hafif karakterli olmayı çağrıştıran anlamları barındırmasından, Cemile Kızın kişiliğine uymadığı kesindir; O bir Teke Yöresinin özgür karakterli Yörük Kızıdır.
                Yosma değildir!
                Eğer öyle olsaydı, o dönemde hiçbir kimse beraber olmak istediği yosmaya:
                “Nasıl nasıl edelim biz bu işi?” diye sormaz, tutar götürürdü!
                Eğer öyle olsaydı, Onunla evlenmek için zamanının evlilik bağıdını yapan imamın, “Memiş Hoca’nın” çağrılması söz konusu bile olmazdı…
                “Nikahımızı kıysın, Ünnen gelin Hoca Memişi”…
                Başka bir dizesinde geçen:
                “Cemilemin fistanı saman sarısı,
                Gören sancak Cemile Gızı muhtar garısı.”
                Cemile’nin, yaşadığı toplumda en saygın kişinin karısına benzetilmesiyle, olgunluğu, kişilik sahibi hanımefendiliği ön plana çıkarılmaktadır.
                Tersi bir durum olsaydı başka örneklemeler verilirdi.
                Argo anlamlar içeren “Gaydırı Gubbak” yerine:
                Aygın baygın Cemile’m… kullanılması aslına daha uygun olacaktır.
                Bilerek yanlışta ısrar edenler, sapkın cinselliğin iç gıcıklayıcılığında direnenler için söylenecek söz: şimdilik sadece “uydurmacılar” olacaktır.
                Gerçek halk müziğine gönül verenler “doğru olana sahip çıkacaktır.
               
                Not: Bu yazımı yazmama sebep Saygıdeğer insan, Halk Kültürü kaynak kişisi, Burhan İçkin’in konuya ilişkin kaygılarıdır.  
               
                                                                             Osman Can
                                                                              10.01.2010
               

     
  • Nazi Almanyasından Bir Not, 06.01.2010
     
    Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

     
  • ŞEHİTLER, 03.12.2009
      Şehitler

    Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                mezardan çıkmanın vaktidir!
    Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                 Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
                 Dumlupınar'dakiler de elbet
                 ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
    siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
                 yatarsınız al kanlar içinde.
    Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                 siz toprak altında derin uykudayken
                           düşmanı çağırdılar,
                                       satıldık, uyanın!
    Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
                 kalkıp uyandırın bizi!
                                 Uyandırın bizi!
    Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
                 mezardan çıkmanın vaktidir!


     
                                                              1959
                                                                    Nazım Hikmet Ran


     
Ana sayfa Makaleleri Eserleri Duyurular Bağlantılar Karalama defteri Bağcılık Teknik ziraat El sanatları Antik eserler Projeler Şiir Öykü Resim Doğa & Çevre Fotoğraflar Folklör Alaattin Kültürü

Bu sayfa 13.04.2006 10:48:21 zamanından bu yana 18541 defa gösterilmiştir.
Kullandığınız istemci ile ilk ziyaret 21.05.2012 13:33:53 tarihinde yapılmıştır.